Kerbela bir ihanet öyküsüdür - 9 September 2008 - Blog - www.mesudum.ucoz.com
  Pazartesi, 2016-12-05, 1:26 PM


Main
Registration
Login
HOŞGELDİNİZ
Welcome Konuk | RSS  
Menü

Sizin Oylarınız
Sitemizi Nasıl Buluyorsunuz
Total of answers: 255

Main » 2008 » Eylül » 9 » Kerbela bir ihanet öyküsüdür
Kerbela bir ihanet öyküsüdür
0:38 AM
Kerbela bir ihanet öyküsüdür
 

Kerbela olayını anlamak için daha önceki bazı gelişmelere bir göz atmak gerekir: Hz.Hasan’ın 49/669 yılında vefatından kısa bir süre sonra Hz. Muaviye, oğlu Yezîd’i veliaht olarak halka kabul ettirmek için çalışmalara başladı. Yaklaşık beş yıl süren çalışma sonunda Yezîd’in veliahtlığı, halkın büyük bir kesimi tarafından benimsendi. Yezîd’in veliaht tayin edilmesine karşı en ciddi muhalefet, Hicâz’daki muhalefetin önemli isimleri Hüseyin b. Ali, Abdullah b. Zübeyr, Abdullah b. Ömer ve Abdurrahman b. Ebi Bekir’di. Bunlar, ilk Müslümanların çocukları olarak, Hz. Peygamber dönemini de idrak eden, yaşadıkları devrin önemli şahsiyetleriydi.

Yönetimin gayretleri, Yezîd’in 56/676 yılında veliaht olarak resmen kabul edilmesiyle sonuçlanmıştır. Biat etmek istemeyen muhalifler, veliahtlık sisteminin Bizans sistemi olduğunu ve Yezîd’in halifeliğe liyakati bulunmadığını ileri sürüyorlardı. Muhalefetin önemli simalarından birisi olan Hz. Hüseyin, Hz. Peygamberin kızı Hz. Fatıma ile Hz. Ali’nin ikinci çocuğudur. Dedesinin eğitiminden nasiplenmiş; Müslümanların saygı duyduğu, yaşadığı dönemin önemli alimlerinden birisidir. Yezîd ise gençliğini çölde, dayıları Kelb oğullarının yanında geçirmiş; kabile lideri olmaya uygun ancak, o günkü toplumu yönetebilmesini mümkün kılacak yeterli eğitim alma imkanı bulamamış; halifelik sorumluluğunun altında ezilebilecek bir şahsiyetti.

Hz. Muaviye 60/680 yılında vefat edince Yezîd’e halife olarak biat alınması için taşraya haber gönderildi. Hicaz’daki muhalefetin önderleri, kendisine rakip olabilecek özelliklere sahip oldukları için Yezîd, onların biatını önemsiyordu. Bundan dolayı halifeliğe gelir gelmez Hüseyin b. Ali, Abdullah b. Zübeyir ve Abdullah b. Ömer’den biat alınması için Medine valisine mektup yazdı. Hatta biat etmedikleri takdirde kendilerine baskı yapılmasını da emretti. Muhaliflerden birisi olarak ismi geçen Abdullah b. Ömer, ümmetin kararına muhalefet etmeyeceğinin, halkın biatından sonra biat edeceğini söyledi. Hz. Hüseyin ile Abdullah b. Zübeyir ise Medine valisinin biat talebine, ayrı yollardan Mekke’ye kaçarak cevap verdiler. Niyetleri hemen ayaklanmak değil, Medine valisinin baskısından kurtulmaktı. Beytullah’ın bulunduğu Mekke’de daha rahat hareket etme olanağı bulacaklarını düşünmüşlerdi.

Mekke’ye gidişinden bir süre sonra Hz. Hüseyin, babasının taraftarlarının yoğun olduğu Kûfe’den mektuplar almaya başladı. Kûfelilerin Hz. Hüseyin’i davet etmek amacıyla onlarca mektup gönderdikleri nakledilir. Mektup gönderenler, şehrin ileri gelenleri olduklarından bu mektuplar, Kûfelilerin büyük bir kısmının Hz. Hüseyin’i destekledikleri anlamına geliyordu. Davetler çoğalınca Hz. Hüseyin, durumu öğrenip kendisine bildirmesi için amcasının oğlu Müslim b. Akl’i Kûfe’ye gönderdi. Kûfe’de büyük ilgi gören Müslim, Hz. Hüseyin adına biat almaya başladı. Kısa sürede biat edenlerin sayısı 12.000′i geçti. Bunun üzerine Hz. Hüseyin’e bir mektup yazarak Kûfe’ye gelmesini, insanların önemli bir kısmının kendisine biat ettiklerini bildirdi.

Müslim, Kûfe’ye gittiği sırada Nu’man b. Beşir burada valiydi. Müslüm’in faaliyetlerinden haberdar olan Nu’man, mescitte bir konuşma yaparak insanlara fitneye bulaşmamalarını, bunun faturasının ağır olacağını söyledi. Nu’man, muhaliflere karşı, şiddet kullanma yanlısı değildi; onun bu yumuşak tavrı bazı ajanlar tarafından Yezîd’e bildirildi. Bunun üzerine Yezîd derhal Nu’man’ı azlederek yerine o sırada Basra’da valilik yapan Ubeydullah b. Ziyad’ı, Basra’nın yanı sıra Kûfe’ye de tayin etti. Yeni vali, dört Arap dahisinden birisi kabul edilen Ziyad b. Ebih’in oğlu olup, babası Emeviler’e bağlılığıyla bilinen ve Emevi iktidarını savunmak için şiddet kullanmaktan çekinmeyen bir şöhrete sahipti.

Ubeydullah, hemen valilik sarayına yerleşerek kısa sürede şehre hakim oldu. Müslim, Ubeydullah’ın Kûfe’ye gelişiyle birlikte gizlenerek faaliyetlerine devam etti. Ubeydullah, bir ajanı vasıtasıyla onun yerini tesbit etti. Ubeydullah, Müslim’i yakalattırarak sarayın damında öldürdü.

Müslim’in mektubunu aldıktan sonra yola çıkan Hz. Hüseyin, yolda ünlü şair Ferazdak’la karşılaşınca ona Kûfe’deki durumu sordu. Ferazdak, “İnsanların gönlü seninle, ancak kılıçları Ümeyyeoğullarıyla beraberdir. Zafer ise Allah katındadır.” veciz sözleriyle durumu anlattı. Hz. Hüseyin, yolda Müslim b. Akil’in öldürüldüğünü ve Kûfelilerin ihanet ettiklerini öğrendi. Bunun üzerine yanında bulunan akraba ve arkadaşlarıyla Kûfe’ye gidip gitmemeyi istişare etti. Israrlar üzerine Hz. Hüseyin, yola devam etmeye karar verdi.

Ubeydullah’ın Hz. Hüseyin’i etkisiz hale getirmek amacıyla 1.000 kişilik bir birliğin başında görevlendirdiği Hur b. Yezîd, onunla karşılaştı. Aralarında yaptıkları görüşmeler sırasında Hz. Hüseyin, Kûfelilerin kendisini davet ettiklerini hatırlattı; ancak Hur, görevinin onu Kûfe’ye götürmek olduğunu söyledi. Hz. Hüseyin bunu kabul etmeyince Kûfe’ye yakın bir yere giderek durumu Ubeydullah b. Ziyad’a bildirip onun görüşünü beklemek üzere anlaştılar. Bu şekilde Hz. Hüseyin, Hur b. Yezîd’in askerlerinin refakatinde Kerbela’ya gitti. Hur’un askerleri, konakladıkları yerlerde Hz. Hüseyin’in arkasında namaz kılıyorlar, ona saygı gösteriyorlardı. Hz. Hüseyin’in Kerbela’da konaklatıldığını öğrenen Ubeydullah, ona karşı Sa’d b. Ebi Vakkas’ın oğlu Ömer’i komutan olarak görevlendirdi.

Ordunun başına Ömer b. Sa’d'ın seçilmesi, bir tesadüf değildi. Hz. Hüseyin’e karşı kendisine denk, Kureyşli birisinin gönderilmesi, askerlerin ikna edilmesi için büyük önem taşıyordu. Ömer, 4.000 kişilik ordusuyla Hz. Hüseyin’in bulunduğu Kerbela’ya gitti. Ubeydullah, baskıyla, Hz. Hüseyin’i davet edenlerin de aralarında bulunduğu, bir çok kişinin orduya katılmasını sağladı. Bu arada yolda Hz. Hüseyin’e katılan birkaç yüz kişi durumun ciddiyetini görünce onun yanından ayrıldılar.

Ömer b. Sa’d, muhtemelen gelişmelerin Hz. Hüseyin’in katliyle sonuçlanacağını tahmin etmemişti. Belki de görüşmelerle problem çözüldükten sonra görevine gideceğini düşünüyordu. Nitekim Kerbela’ya gittikten sonra hemen Hz. Hüseyin’le müzakerelere başladı. Hz. Hüseyin, Kûfeliler tarafından davet edildiğini, davetlerinin gereğini yerine getirmediklerine göre geri dönmesine izin verilmesini istedi. Ubeydullah b. Ziyad’a Hz. Hüseyin’in talebi bildirildi; o da Hz. Hüseyin’in Yezîd’e biat etmesini istedi. Bundan sonra Hz. Hüseyin Ömer’e üç seçenek önerdi: Medine’ye dönmesine, Yezîd’le görüşmek amacıyla Şam’a gitmesine ya da kafirlerle cihad yapmak amacıyla uç bölgelerden birisine gitmesine izin verilmesi. Rivayetlere göre Ubeydullah, Ömer’e Hz. Hüseyin’den teslim olmasının istenmesini, aksı takdirde onunla savaşılmasını emretti.

Hz. Hüseyin kendisine ağır gelen “Ubeydullah’a teslim olma” teklifini kabul etmedi. Artık savaşın kaçınılmaz olduğunu anlayınca, çarpışmalar başlamadan önce yanında bulunanlara oradan ayrılabileceklerini söyledi, hatta Ubeydullah’ın hedefinin kendisi olduğunu, bundan dolayı oradan ayrılarak hayatlarını kurtarmalarını tavsiye etti; ancak yakınları onu terk etmeyi kabul etmeyince küçük bir müfreze kadar olan adamlarını ordu düzenine soktu.

Kerbela Şehitleri’nin Şam’a gönderilen kesik başlarının bulunduğu türbe çatışmalardan önce kendisinin ve babasının konumunu ve Kûfelilerin verdiği sözleri hatırlatan konuşmaları da pek etkili olmadı. Sadece Hur b. Yezîd ve onun gibi düşünen birkaç kişi, Hz. Hüseyin’in makul tekliflerinin kabul edilmemesine tepki göstererek onun tarafına geçti ve çarpışmalar sırasında vefat etti. Çatışmalar başladıktan sonra Hz. Hüseyin’in yakınları teker teker gözlerinin önünde öldürüldü. Sonra atılan oklardan birisi Hz. Hüseyin’e isabet etti. Nitekim Ubeydullah, Hz. Hüseyin’in ailesini kesik başıyla beraber Şam’a gönderince Yezîd ağlayarak; “Hz. Hüseyin’in öldürülmeden itaatini istiyordum. Allah, İbn Sümeyye’ye (Ubeydullah’a) lanet etsin! Vallahi ben olsaydım onu affederdim. Allah, Hz. Hüseyin’e rahmet etsin ve onu mesul tutmasın!” diyerek üzüldüğü intibaını verdi. Bu arada Hz. Hüseyin’in hayatta kalan oğlu Ali’yi ağırladı; sofrasına davet ederek birlikte yemek yedi. Daha sonra da Medine’ye gitmek istedikleri zaman kendilerine yardımcı olarak bir müfrezenin koruması altında güvenlik içinde Medine’ye gitmelerini sağladı.

Hz. Hüseyin’in öldürülmesinden hemen sonra Kûfe’de pişmanlık sesleri ve feryatlar yükseldi. Kerbela’dan sağ kurtulanlar Kûfe’ye götürülünce kadınlar evlerinden dışarı çıkarak ağlamaya başladılar. Bu manzarayı gören Hz. Hüseyin’in oğlu Ali; “Bunlar bizim için ağlıyorlar! Peki bizi kim katletti?” diyerek onların çelişkili davranışlarına tepki gösterdi.

Hz. Hüseyin’in öldürülmesi, bundan sonra Ehl-i Beyt taraftarlarınca gerçekleştirilen bütün ayaklanmaların en önemli gerekçesidir. Kerbela olayı, aynı zamanda başlarda siyasi bir mezhep olan Şiîliğin itikadî bir mezhep haline gelmesinin de en önemli nedenidir.

Gerek Sünnîler, gerekse Şiîler bu olaya çeşitli tepkiler göstermişlerdir. Hz. Hüseyin’in öldürüldüğü “Aşura” günü (10 Muharrem), Şiîler tarafından ağıt günü haline getirilmiştir.

(Doç. Dr. Adnan Demircan)

Views: 409 | Added by: mesudum | Rating: 0.0/0 |
Total comments: 0
Only registered users can add comments.
[ Registration | Login ]
Foruma Giriş
Giriş:
Şifre:
 

Takvim
«  Eylül 2008  »
PzPztsSlÇrşPerCuCmrt
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930

Arama

Dost  Siteler

İstatistikler

Toplam Kullanıcı: 1
Konuk: 1
Kayıtlı: 0

Copyright MyCorp © 2016