www.mesudum.ucoz.com - İBRETLİKLER
  Pazartesi, 2016-12-05, 1:27 PM


AnaMenü 
Profilim
Çıkış
İBRETLİKLER BÖLÜMÜ
Welcome Konuk | RSS  
MENÜ

News topics
GİRESUN [0]
Yeşilin ve mavinin birleştiği nacizade bir ilimiz giresun.

SİZİN OYLARINIZ
Sitemizi Nasıl Buluyorsunuz
Total of answers: 255

 BU UNUTULUR MU ?



Birinci Dünya Savaşı'nda Ingilizlere, 150 bin askerimiz esir düştü. Bu askerlerden bir kismi da Mısır'ın Iskenderiye şehri yakınlarında bulunan Seydibeşir Usare Kampı'na hapsedildi.

Kampın tam adı, 'Seydibesir Kuveysna Osmanli Useray-i Harbiye Kampı' idi. Bu kampta, 1918'de Filistin cephesinde esir düşen 16. Tumen'in 48. Alayı'na baglı Osmanlı askerleri tutuluyordu.

12Haziran 1920'ye kadar iki yıl boyunca her türlü işkence, eziyet, agır hakaret ve aşagılamaya maruz kaldılar.

Bu insanlık dışı muamelenin nedeni ise Ermeniler idi...

Kamptaki, Türkçe bilen Ermeni tercümanların yalan, yanlış çevirileri ve kışkırtmaları nedeniyle, kamplarin Ingiliz komutanları, azılı Türk düşmanı kesilmişlerdi. Savas bitmişti. Ancak, kamptaki ağır koşullar nedeniyle ölenler dışındaki askerleri teslim etmek, Ingilizler'in işine gelmiyordu. Cünkü, olasi yeni bir savasta, bu askerlerin yeniden karşılarına cıkabilecekleri, Ermeniler tarafından, Ingilizlerin beyinlerine işlenmişti.

Çözüm toplu katliamdı... Askerlerimiz, mikrop kırma bahanesiyle, süngü zoruyla dezenfekte havuzlarına sokuldu. Ancak suya normalin cok uzerinde krizol maddesi katılmıştı. Mehmetçik, daha ayağını soktuğunda, aşırı krizol maddesi nedeniyle haşlanıyorlardı. Ancak Ingiliz askerleri dipçik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan çıkmalarina izin vermiyorlardi. Mehmetçikler, bele kadar gelen suya başlarını sokmak istemedi. Ancak bu kez Ingilizler havaya ateş etmeye başladı. Askerlerimiz, ölmemek için çömelerek başlarını suya soktular. Ancak başını sudan kaldıran artık göremiyordu. Cünkü gözler yanmıştı...

Dışarı çıkanların halini gören sıradaki askerlerimizin direnişleri de fayda etmedi ve 15 bin askerimiz kör oldu. Bu vahset, 25 Mayis 1921 tarihinde TBMM'de görüşüldü. Milletvekilleri Faik ve Şeref beyler bir önerge vererek, Mısır'da esirlerin krizol banyosuna sokularak 15 bin vatan evladının gözlerinin kör edildiğini, bunun faili olan Ingiliz tabip, garnizon komutanı ve askerlerinin cezalandırılması icin TBMM'nin
teşebbüse geçmesini istediler.

Tabiiki yeni kurulan devletin bin türlü sorunu vardı. Bu hesap sorma işide unutuldu gitti.

Ama onlar unutmuyorlar...

Kendi ihanetlerini bile soykırım ambalajına sarıp, dünya kamuoyuna sunuyorlar. En üzücü olanı da malum birilerinin, bu karalama kampanyalarına çanak tutması...





ERMENİLER SOYKIRIM YAPILDI DIYE DÜNYAYI AYAĞA KALDIRIYOR BİZİM TARİHİMİZDEN HABERİMİZ YOK. Bu nasıl bir vahşet..15.000 askerimizi kör ettiler..Yazıklar olsun yapana yazıklar olsun bu olayın peşine düşmeyenlere…O gün haklarını aramadınız peki şimdi size engel olan kim..?


ONLAR BÖYLE YAŞADILAR BÖYLE YAŞATTILAR... 
 
 
 
 
 
sizce hangisi
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 Kezzap ile şöhret olan şarkıcının kötü sonu
 

 

1961 Ankara doğumlu Belgin Sarılmışer,17 yaşındayken yaşadığı mutsuz bir gönül ilşkisi yüzünden P.T.T deki işini bıraktı. Aynı yıl Ankara”da ki Feyman gece klübünde şarkıcılığa başladı,bunun ardından Mersin, Adana ve İzmirde ki bir çok gazino, bar ve pavyonlarda şarkıcılığa devam etti.

Adana”da şarkı söylediği pavyona düzenlenen bir polis baskını sırasında Halis Serbest ile tanıştı ve evlendi. Kıskançlık nöbetleriyle ve şiddet uygulamalarıyla evliliklerini tahammül edilemez hale getiren eşi 1986 yılında İzmir de ki bir gece klübünde sahnede şarkı söylediği sırada Bergen”in yüzüne kezzap attı.Tek gözünü ve yüzünün bir kısmını yitiren Bergen bu sefer ”acıların kadını” lakabıyla oldukça tanınmış bir arabesk müzik şarkıcısı oldu.

Bir filmin baş rolünde oynayan (Acıların kadını-1986) ve 11 tane albüm dolduran Bergen uzun bir süre popülerliğini ve başarısını korudu. Ancak eski eşi Halis Serbest yakasını hiç bir zaman bırakmadı ve 15 Ağustos 1989”da bitip tükenmeyen tehditlerin ardından 28 yaşınadaki şarkıcıyı Kayseri”de ki bir gece programından sonra arabasıyla kaçırıp Mersin”e doğru götürürken Toros Dağlarında yol kenarındaki bir restoranda tabancasıyla vurarak öldürdü.

 
 
Tarihi ibretlik ölümler
 

2006 yılında Mariesa Weber’in ailesi, kızlarının kaybolduğu iddiasıyla polise başvurdu. İki hafta sonra, Weber’in cesedi, evdeki kitaplığın arkasında, başaşağı sıkışmış halde bulundu. Weber’in televizyon kablosunu takmaya çalışırken düştüğü tahmin ediliyor.

Robert Williams, “bir robot tarafından öldürülen ilk insan” ünvanının sahibi. Williams, 25 Ocak 1979 yılında, Ford fabrikasında çalışırken bozulan bir robot kolunu onarmaya çalışırken, tekrar çalışır hale gelen kolun kafasına vurduğu darbe ile hayatını kaybetti.

1991 yılında, 57 yaşındaki Tayvanlı Yooket Paen, çiftliğinde yürürken bastığı bir inek pisliği yüzünden ayağı kaydı, düşmemek için tutunduğu elektrik kablosundan cereyana kapılarak hayatını kaybetti. Bu trajik olayı komşulara göstermek isteyen 52 yaşındaki kardeşi Yooket Pan, aynı şekilde düşer gibi yapıp, elektrik kablosuna tutununca, aynı şekilde hayatını kaybetti.

Amerikalı oyun yazarı Tennessee Williams, 1983 yılında içki içtiği şişenin tıpasının boğazına kaçmasıyla boğularak ölmüştü.

1982 yılında, 27 yaşındaki David Grundman, ateş ettiği devasa kaktüsten kopan parçanın altında kalarak ölmüştü.

Tuvalette ölen bir çok insan olsa da, en meşhurları hiç şüphesiz Elvis Presley’dir. Rock’n Roll kralı Presley, banyosunda kusarken hayatını kaybetmişti. Doktorlar yaptıkları incelemede “Kral”ın ölüm nedeninin aşırı kilo ve ilaç kullanımına bağlı kalp krizi olduğunu tespit etmişlerdi.

Jerome Irving Rodale, sağlıklı yemek fikrinin savunucularındandı. Çılgın bir taksi şöförü tarafından ezilmediğim sürece 100 yaşına kadar yaşarım diyen Rodale, 72 yaşında katıldığı bir talk şov programında kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmişti.

“Modern dansın anası” olarak tanınan Isadora Duncan, 1927 yılında, kendisi kadar meşhur eşarbı, bindiği otomobilin lastiğine dolanınca boğularak öldü.

1869-1916 yılları arasında yaşayan Rus Grigori Rasputin ölüm konusunda oldukça deneyim kazanmıştı. İlk olarak 10 kişiyi öldürebilecek kadar zehir verilen Rasputin, daha sonra sırtından vurulmuş, ancak tekrar kendine geldiği gelince 3 el daha ateş edilmişti. Rasputin’in hala yaşadığını gören katilleri, bu kez sopalarla onu dövmüş, daha sonra da donmuş bir nehire atmışlardı. Bu noktadan sonra Rasputin’in öldüğü tahmin ediliyor.

1911 yılında Niagara şelalesinden bir fıçının içinde geçen 2. kişi olma ünvanını alan Bobby Leach, ölüme meydan okuyan gösterileri ile tanınıyordu. Bir gün Leach, Yeni Zellanda’da yürürken bir portakal kabuğuna basarak kaydı ve ayağını kırdı. Daha sonra ayağı kesilse de, doktorlar Leach’i kurtaramadı.

Meşhur Tenessee’li viski üreticisi Jack Daniel, 1911 yılında bir gün işe erken gelmeye karar verir. Ofisinde kasasını açmaya çalışan Daniel, şifreyi hatırlayamaz, sinirlenir, kasasına bir tekme atar ve parmaklarını yaralar… Bu yaralar bir süre sonra enfeksiyona dönüşerek, Jack Daniel’in ölümüne sebep olur.

Başarılı avukat Clement Vallandigham, 1871 yılında müvekkilinin bir başkasını vurmakla suçlandığı davada, vurulan kişinin kendi kendini vurduğunu ispatlamaya çalışırken yanlışlıkla dolu tabancayı alıp, kendisini vurmuştu. Vallandigham, bu şekilde ölerek müvekkilinin beraat etmesini sağlamıştı.

İsveç Kralı Adolf Frederick, yemeklere düşkünlüğü ile meşhurdu. Frederick, 1771 yılında, 61 yaşındayken bir öğünde yediği, ıstakoz, lahana turşusu, havyar, lahana çorbası, ringa balığı, şampanya ve tam 14 porsiyon favori tatlısı olan semla yedikten sonra sindirim problemleri sebebiyle ölmüştü.

1687 yılında Fransız Kralı 14. Louis huzurunda Te Deum adlı eseri çalan orkestranın şefi Jean-Baptiste Lully, ritme o kadar odaklanmıştı ki, o dönemde orkestra şeflerinin ritm vermek için yere vurdukları çubuğu ayak parmağına bütün gücüyle vurdu, ancak çalmayı durdurmadı. Ayak parmağı kangren olan Lully, parmağın kesilmesine karşı çıkınca hayatını kaybetti.

Avusturyalı Hans Steininger 1.4 metrelik sakalı ile meşhur olmuştu. 1567 yılında Steininger, kasabasında çıkan yangına yardıma giderken yanlışlıkla sakalına takılıp düşerek, boynu kırılarak ölmüştü.
 
 
 

Garip ve ibretli ölümler
 

Hiç sakalına basıp ölen birini duydunuz mu? Ya da boynuna taktığı eşarptan boğulan birini… Neatorama adlı haber sitesi tarihin en ilginç ölümlerini seçti. İşte en acayip ölümler:

Çılgın terzi: Moda tasarımcılarıyla ünlü Paris’te 1911’de şehrin en ünlü terzilerinden Franz Reichelt fonksiyonel bir kıyafet hazırladı. Reichelt geniş bir mantoyu andıran tasarımının paraşüt olarak da kullanılacağına inandı. Bunu ispat etmek için Eyfel Kulesi’nden atlayan terzi yanılgısını canıyla ödedi.

Rasputin efsanesi: Rus mistik Grigori Rasputin’nin (1869-1916) çarlığa yakın olması düşmanları harekete geçirdi. Rasputin’e önce siyanür içirildi. Ancak fare zehrinin öldürmemesi üzerine silahla vuruldu. Kaçmaya başlayan Rasputin’in başına demir levyeyle vurdular. Buzla kaplı nehre atılarak boğulan Rasputin’in donmuş cesedi iki gün sonra sudan çıkarıldı.

Beyzbol topu: MERİKAN Cleveland Indians’ın efsanevi oyuncusu Ray Chapman oyun sırasında başına vuran ve kafatasını parçalayan beyzbol topuyla yaşamını yitirdi.

Timsah avcısı avlandı: Avustralyalı vahşi doğa uzmanı Steve Irwin ‘Timsah Avcısı’ olarak anılıyordu. Irwin, Great Barrier Reef’de belgesel film çalışması sırasında dikenli bir vatozun göğsüne iğnesini fırlatması sonucunda öldü.

Sakalı sonu oldu: Dünyanın en uzun sakallı adamı olarak bilinen Avusturyalı Hans Steininger bir gün tutkuyla uzattığı sakalının ölümüne neden olacağını aklına bile getirmedi. 1567’de bir metre 40 santimetre uzunluğundaki sakalına takılınca dengesini kaybetti. Boynu kırılan Steininger anında yaşamını yitirdi.

Rol değil gerçek: Amerikalı komedyen Dick Shawn kahkaha dolu şovu sırasında meslektaşlarını eleştiriyordu. ‘İşim için hiçbir zaman yerlere kapanmam’ derken sahnenin zeminine düşen Shawn’ı hayranları çılgınca alkışladı. Shawn 10 dakika boyunca aralıksız süren alkışlardan sonra kalkmayınca yanına gelen güvenlik görevlileri öldüğünü fark etti.

Tatlı tatlı göçtü: İsveç Kralı Adolf Frederick tatlıya düşkünlüğüyle tanınıyordu. ‘Ölümüm savaş arenasında değil yemek masasında olsun’ sözüyle ünlü olan İsveç kralının istediği oldu. Hazımsızlık sorunu olan kral 1771’de 61 yaşındayken havyar, havuç çorbası, ringa balığı, karidesli börek, 10 kadeh şampanya ve 14 porsiyon tatlısını bitirdikten beş dakika sonra dünyaya veda etti.
 
Piyango Laneti
 

Referans dosyalarımda Amerika’lıların her yıl lotaryalara ödedikleri paranın 50 milyar dolara yaklaştığını öğreniyorum. Bu rakkam pek çok Afrika ülkesinin milli gelir toplamından fazla.

Oysa daha ilginç olanı lotaryalardan yüklü miktarda ikramiye kazananların hikayesi. Toparladığım bilgiler pek iç açıcı değil. Son beş yıl içinde lotarya milyonerlerinden ikisi kurşunlanarak öldürüldü. Biri uyuşturucudan, bir diğeri aşırı alkolden hayata göz yumdular. Üç milyoner ölüme teşebbüsden tutuklandı edildi, 20 kadar piyango zengini eşlerini boşadı, biri çeşitli kez soyguncuların kurbanı oldu. Birini polis öldürdü.

2005 yılında lotodan 20 milyon dolar kazanan Florida’lı Jeffrey Dampier’i bir yıl sonra kimliği bilinmeyenler tarafından kaçırılıp öldürüldü. 2004′te kazı-kazan biletinden 149 milyon dolar kazanan Juan Rodriguez’i aynı hafta içinde karısı boşayarak ikramiyenin büyük kısmına sahip çıktı. 2005 Kasım’ında tek biletle 65.4 milyon dolar alan Cincinnati’li Metcalf Merida’nın cesedi saray yavrusu villasında kokuşmuş halde bulundu. Seattle’de Starbucks kahvehanesi işçisi Rick Camat 87 milyon dolarlık ikramiyeyi aldıktan sonra futbol stadı dışında polis kurşunlarına kurban gitti. 2002 Aralık ayında 314.9 milyon dolarlık süper lotoyu çeken fabrika işçisi Jack Whittaker defalarca soyuldu, sarhoş araba sürdüğü için iki kez tutuklandı, kız torunu yüksek dozda uyuşturucu kullanarak öldü. New Jersey’li Evelyn Adams lotodan kazandığı 5.4 milyon doları dar gelirli arkadaşlarına dağıttı. Parası kalmayınca hurdaya çıkmış bir otobüste yaşamaya başladı.

Lotaryanın yaşamlarını değiştirdiği milyonerlerin çoğu ”Başımıza ne geleceğini bilmiş olsaydık büyük ikramiye kazandığımız bileti yırtıp atardık.” diyor. Loto milyonerlerini trajik hayatlarını izleyen New York’lu Jay Sung 41 milyon dolar kazandıktan sonra kayıplara karıştı. Ailesi dahi nerede olduğunu bilmiyor. Olayları mercek altına aldığımızda ortaya ‘Piyango Laneti’ çıkıyor. Aralarında yeni muhitlere taşınıp lüks evlerde olaysız, düzgün yaşam sürenler de olmasına rağmen.

(Doğan Uluç, Hürriyet)

Foruma Giriş
Giriş:
Şifre:
 

TAKVİM
«  Aralık 2016  »
PzPztsSlÇrşPerCuCmrt
    123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

ARAMA

DOST SİTELER

İstatistik

Toplam Kullanıcı: 1
Konuk: 1
Kayıtlı: 0

Copyright MyCorp © 2016